Merhaba, hoşgeldiniz. Bu kişisel site'de kitaplardan v.s. derlediklerim, yararlı paylaşımlar ve kendime ait özgün yazılarım mevcuttur. Yazılara değerli yorumlarınızı bekliyorum. Bana ait özgün yazılarımı paylaşmak istediğinizde lütfen isim ve kaynak belirtiniz! Sitemdeki bana ait olan yazıların hepsinin her hakkı saklıdır, bilginize.. Her zaman beklerim! Sevgi ve saygılarımla... =)

Birini suçlarken ilk önce aynaya bak!

www.tips-fb.com
Kendi düşüncelerinde; kararsızlıkların veya olumsuzlukların, karşı tarafın veya çevrendekilerin; kararlı veya olumlu düşüncelerinde bütünleşip kendi aleyhine oluşan bir kader belirlenmiş olur. Aslında suçlanması gereken büyük bir payda olarak kendinsindir, güçsüz nitelikte olan kararsız veya olumsuz düşüncelerindir.
 
Defne Dilek

Sanki...

www.tips-fb.com
Sanki için acıyor.
Sanki şuan olmak istediğin gibi değilsin.
Sanki çaresizce uçurumlara sürükleniyor ve çevrendekiler daha çok itiyor gibi algılıyorum.
Susuyorsun, güçlü görünme çabasındasın.
Ama içindeki acıları suskunluğunla, sahte gülüşlerinle, derin bakışlarınla haykırıyorsun.
En yakınların dahi aslında zayıf ama bir o kadar da güçlü görüntüne aldanıyorlar.
Adımlarını atarken iyi düşün.
Daha yolun başındasın.
Herşey daha farklı olabilir!

Defne Dilek

Dünyayı ben mi kurtaracağım?

www.tips-fb.com
Dünya tek başına değiştirilir. Kendinden sonra ki getiriler vardır. Ve o getirilerden sonrakilerin getirileri vardır. Herşey birbiri ardısıra uzar gider. Bir kişinin değişmesi, gelişmesi ve dünya için birşeyler yapması çok şeydir! Dünya tek başına değişim gösteren ve değiştirmeye çabalayan ve bu değişimlerin getirileri sayesinde bu denli gelişmiştir. "Dünyayı ben mi kurtaracağım" diyen çoğunluk bu gelişime hiçbir fayda sağlamamıştır, hep hazıra konmuştur.

Defne Dilek

Hamilelik

www.tips-fb.com
Okan Bayülgen; "Çocuk bekleme süreci çok tuhaf bir süreç. Kadın çocuğu imal ediyor, bir fabrika gibi, siz sadece izliyorsunuz. Biz bu durumda kadınlardan korkmalıyız. Benim karnım acıktı dediğinde tamamen onun emrinde olacaksınız. Kadın hamileliği sırasında ne yapsa haklıdır."

Tartışmak..

www.tips-fb.com
İnsanlar fikir alışverişi ve kendi fikirlerini beyan etmek yerine karşısındaki insanı halt etmek için tartışıyor! Çok boş, işe yaramaz, anlamsız ve saçma bir diyaloğa dönüşüyor. Hatta sonucu saygısızlık oluyor. Her iki tarafta halt ettim edasıyla kendi fikirlerini karşısındakine işlediğini sanıyor. Aslında böyle bir tartışma her iki tarafa da sayfa sağlamıyor hatta iki kişi arasında kırgınlık oluşuyor ve fikirler havada uçup gidiyor.

Defne Dilek

Mavi Gözlüler Aptaldır!

www.tips-fb.com
Yıl 1992 idi. Yani neredeyse yirmi yıl önce. Televizyonda, sıklıkla yaptığım gibi yine bir Oprah programı izliyordum.
Ama bu program beni yüreğimden çarpmıştı. Hatta hayatımın önemli dönüm noktalarından biri olduğunu söyleyebilirim.
Şimdi sizinle programın akışını paylaşayım. Hâlâ dün gibi aklımda.
Seyirciler stüdyoya geldiğinde, bekleme salonunda ikiye ayrıldılar. Mavi gözlüler küçük bir salona, kahverengi gözlüler geniş bir salona alındı. Neden iki ayrı salona alındıklarına dair en ufak fikirleri yoktu.
Mavi gözlülerin boynuna yeşil kumaştan yapılmış boyunduruklar takıldı. Bekleme odasında var olan birkaç sandalye dışında oturacak bir yer yoktu, bu nedenle mavi gözlüler tıkış tıkış bir ortamda iki saat boyunca ayakta beklediler. Bu sürede onlara kahve ve su dâhil hiçbir ikramda bulunulmadı. Soru soranlara ya da durumdan şikâyetçi olanlara ise kaba davranıldı ve isterlerse defolup gidebilecekleri söylendi.
Kahverengi gözlülerin salonunda ise herkesin oturabileceği rahat koltuklarla masalar vardı. Onlara börek çörek, su, kahve, çay gibi her türlü ikram sunuldu. Görevliler kahverengi gözlülere son derece nazik ve saygılı davranıyordu.
Stüdyoya önce kahverengi gözlüler alındı. Ön sıralara oturtuldular. Mavi gözlüler kendi salonlarında ayakta beklerken ve olan bitene bir anlam vermeye çalışırken kahverengi gözlülerin stüdyoya alınışını izliyorlardı. Epey bir süre sonra nihayet mavi gözlüler stüdyoya alındı. Ama arka sıralarda ve yerlerde oturmak zorunda kaldılar. Kimileri ise yerlerde bile yer olmadığı için ayakta kaldı.
Oprah’ın konuğu Jane Elliott adında bir öğretmendi.
Jane Elliott, otoriter bir tavırla sahnede “bilimsel araştırmalara” dayanan istatistiksel rakamlar vererek mavi gözlülerin tembel, beceriksiz ve kahverengi gözlülere göre daha az zeki olduklarını kanıtlayan bir sunum yaptı.
Kahverengi gözlü seyirciler bir saatlik gösterinin daha ortasına bile gelmeden Jane Elliott’un “istatistiklere” ve “bilimsel verilere” dayanan “kanıtlarını” doğru olarak kabul etmişlerdi bile. Kendi üstünlüklerine inanmışlardı. Söz alan bazı kahverengi gözlüler, kendi hayatlarından örnekler vererek mavi gözlü tanıdıklarının ne kadar aptal ve beceriksiz olduklarını gösteren olayları ve durumları birbiri ardına sıralıyorlardı. Mavi gözlüler ise, eğer lütfen kendilerine söz verilirse -ki bu pek kolay değildi- kendilerinin de kahverengi gözlüler kadar zeki olduklarını kanıtlamaya çalışıyorlardı.
Bir mavi gözlü, Jane’e “Senin gözlerin de mavi. Peki, sen de aptal ve beceriksiz misin?” diye sorunca Jane’in verdiği cevap ilginçti: “Benim kocam ve iki oğlum kahverengi gözlü. Onlardan kahverengi gözlü gibi davranmayı öğrendim. Eğer siz de kahverengi gözlüler gibi davranmayı öğrenirseniz boyunduruklarınızı çıkarabilirsiniz. Ama bunu kolaylıkla becereceğinizi hiç sanmıyorum” dedi.
Stüdyo, kahverengi gözlü seyircilerin mavi gözlü seyircileri aşağıladığı bir ortama dönüştü. Tüm bunlar bir saatlik bir şov esnasında oluyordu.
Mavi gözlüler öfkeli, kızgın, kırgındı. Kimi oturduğu yere sinmiş, kimi agresifleşmiş, kimi de ağlıyordu.
Oprah stüdyosunda yapılan bu egzersizin amacı beyaz insanların, beyaz olmayan ırkların nasıl hissettiklerini anlamalarını sağlamaktı. Hem de bir saatliğine değil ömür boyu böyle hissediyordu beyaz olmayan insanlar.
“Çoğu beyaz insanın bildiği tek realite beyaz insan realitesidir” diyordu Jane.
Amerika’da yasalara aykırı olsa da ırkçılık halen var.
Her şirket, belli oranda beyaz ve Amerikalı olmayan insanı işe almak zorunda. Yetmişli yıllarda bir iş mülakatında benimle görüşen yetkili kişinin söylediklerini hiç unutmuyorum.
“Bir zenciyi ya da Meksikalıyı işe almaktansa seni işe almayı tercih ederim. Sen sarışın, mavi gözlüsün.”
Yani beyaz olduğum için işe alınacaktım ve “yabancı kökenli” olduğum için de kotaya uygundum. Adam daha mülakat sürecinde ismimi Nil’den Nellie’ye çevirmişti bile.
Bu işi kabul etmediğimi söylemeye bilmem gerek var mı?
Amerika’da çok kısa bir süre tutucu, ırkçı beyaz bir kasabada yaşadım. Orada yabancı olmama rağmen, sarışın mavi gözlü olduğum için hiç ayrımcılığa maruz kalmadım. Gerçi oğullarının bu yabancı kökenli kızla evlenmelerine izin verirler miydi? Onu bilemem. Ama rengi sadece siyah değil, koyu tenli olanların üstelik yabancı iseler dışlandıklarına defalarca şahit oldum.
Tüm dünyada ayrımcılık var. Her ülkenin kendi “zencileri” var. Sadece ten renginden dolayı değil, milliyetinden, etnik kökeninden, cinsiyetinden, cinsel yöneliminden, dininden, mezhebinden, hatta ateist olmasından dolayı insanın insana yaptığı ayrımcılık her yerde. Bu insanlar bir saatlik süre için değil, ömür boyu aşağılanıyor. Ömür boyu itilmeye kakılmaya maruz kalıyor, şiddete uğruyor, öldürülüyor. Kadınlara, eşcinsellere yönelik şiddet her gün gazetelerin üçüncü sayfasında. Mezhep savaşları, din savaşları, etnik köken savaşları iki taraftan da binlerce can alıyor. Ne uğruna?
Neden şiddete maruz kalıyor bu insanlar? Doğuştan getirdikleri, değiştiremeyecekleri bir özellikten dolayı.
Bir kişi, hiç emek vermeden sahip olduğu, doğuştan getirdiği bir özelliğinden dolayı kendisini diğerlerinden üstün görüyorsa ve kendisine benzemeyeni aşağılıyorsa bu zavallılığın ve öz nefretin ta kendisidir. Kendisine duyduğu öfke ve nefret “ötekileştirdiği” insanlara yansıtılır.
İnsan denilen varlık, ırkını, cinsiyetini, milliyetini, etnik kökenini, cinsel yönelimini kendisi seçmiyor. Öyle doğuyor. Hatta din bile çok küçük yaştan itibaren öğrenilen, çocuklara aileleri tarafından benimsetilmiş bir kavram. Hangi ülkede ve ailede doğmuş olduğumuza göre değişiyor.
Jane, programın sonunda “Yeşil boyunduruğu çözüp atabilirsiniz. Ama derinizin rengini nasıl değiştireceksiniz? Gözlerinizin rengini uzaktan göremediğimiz için yeşil boyundurukları taktık size. Ama derinizin rengini uzaktan bile görebiliyoruz” dediğinde salona sessizlik hâkim oldu.
İnsan tüm bu doğuştan getirdiği özelliklerini nasıl değiştirebilir?
Hepimizin parmağı kesildiğinde kanı kırmızı akıyor.
Oprah Şov’da gerçekleştirilen bu deneyin bir başka amacı da insanların ne kadar kolaylıkla beyinlerinin yıkanabileceğini göstermekti.
Eğer bir saatlik mavi göz karşıtı propaganda Oprah’ın üç yüz seyircisini ikna edebiliyorsa, başka hangi yalanlara kolayca ikna oluyoruzdur? Özellikle “uzman” kişilerden gelen “bilimsel” propagandaya çoğumuz ne çabuk kanıyoruz?
İşte Jane Elliott’un vurgulamak istediği nokta buydu. Çoğunluğun düşündüğü doğru mu? Uzmanların her söylediği doğru mu?
Politikada, sağlıkta, beslenmede, eğitimde, medyada sıklıkla yer alan “uzmanların” hayatımızda danıştığımız tüm “uzmanların” bize söyledikleri doğru mu?
Çoğunluk, “Dünya düzdür” derken bir kişi, “Dünya yuvarlaktır” diyebilmişti. Bu konuda çoğunluk değil, bir kişi gerçeği dile getiriyordu; söylediği gerçek, çoğunluğun ve Kilisenin hoşuna gitmese de. Gerçeği dile getirdiği için Kilise onu ölüme mahkûm etmişti… Tarih boyunca gerçekleri dile getiren nice insan işkence gördü, öldürüldü, yakıldı. Kişileri öldürebilirsiniz ama gerçeği asla!
Ayrımcılık, doğuştan gelen bir özellik değildir. Hiç kimse ayrımcı olarak doğmaz. Sonradan ince ince beyin yıkama ile öğrenilir ne yazık ki.
Ayrımcılık empati yoksunluğudur.
Ayrımcılık, bilinç seviyesi düşüklüğünün göstergesidir.
Ayrımcılık, adaletsizliğe yol açar.
Ayrımcı insan cahildir; kaç üniversite diplomasına sahip olursa olsun.
Ayrımcılık paylaşılan cehalettir.
Jane Elliott’un söylediği gibi, “Tanrı TEK bir ırk yarattı: İnsan. Irkçılığı ise insan yarattı.”
“Birisini yargılamadan önce, onun ayakkabısıyla bir kilometre yürümelisin” diyen Kızılderili atasözü ne doğru.
Ya da Martin Luther King’in söylediği gibi, “Nefreti nefretle kovamazsınız. Ancak sevgi, nefreti kovabilir.”
Peki, kim bu Jane Elliott? Bu deney nasıl ortaya çıktı?
Jane’in hikâyesini Kuraldışı Bir Eğitmen başlıklı yazımda okuyabilirsiniz.
Sevgiyle ve barışçıl duygularla hoşça olun.

Nil Gün

Kaynak: kuraldisidergi

Çekim Yasası ve Yaşam

www.tips-fb.com
Anladığım kadarıyla çekim yasasına göre herkes layığını buluyormuş. Benzer benzeri çekermiş. Bilinçaltı, davranışlar, korkular, duygular, dışsal ve içsel benlikler; tüm bunlara göre layık olanı çekiyormuşuz. Eğer hayalimizdeki bir kimseyi veya bir şeyi istiyorsak ilk önce kendimizi o yöne göre değiştirmemiz gerekiyormuş. Yani ilk önce kendimizi o kişiye veya o şeye layık görüyormuyuz bunu gerçek anlamda düşünmemiz gerekiyormuş. Kendimizden emin bir şekilde layık olduğumuzu ve sahip olduğumuzu hissetmemiz gerekiyormuş. Eh bunun içinde ilk önce kendimize yönelmemiz gerekiyormuş. Acı olsa da tüm yaşadığımız şeylerden ilk önce kendimiz sorumluymuşuz!

Defne Dilek

Türkiye ve Eğitim

www.tips-fb.com
Türkiyedeki insanlar üniversite'yi yalnızca meslek açısından okuyorlar. Fakat gelişmiş ülkelerde tam olarak bu boyutta değil. İnsanlar yalnızca meslek edinmek için değil, bilgi edinmek ve kendilerini geliştirmek açısından okurlar.

Misal finlandiya'da sınav sistemi bile yoktur. Bununla ilgili bir araştırma makalesini buradan okumanızı öneriyorum.

Türkiye'de ise; yalnızca mesleklere yönelik insanlar yetiştirmek için sınavlı geçiş yapıyorlar ve ülkede ezbere eğitim sistemiyle yetişen köleler oluşturuyorlar. Sanmayın ki her üniversiteli çok bilgidir... Aksine bu ülke de okumuş diplomalı eşekler hat safhadadır. Şuan ki sistemde üniversiteler yalnızca cahilliği giderebilir. Sosyaliteyi geliştirebili. Ve ezbere dayalı eğitim sisteminde öğrenebileceğiniz kadar yalnızca bir mesleğe yönelik bilgiler öğretir. Artık bunların farkına varsanız iyi olur... Ben bile bir ara bu sistemin çarkına kapılmış gidiyordum. Bir an sınav yarışında kendimi bulmuştum. Ne yapalım, sorunun kökeni sistemde..

Yani belirttiğim gibi üniversiteler diplomalı eşek dolu, üniversiteler cahilliği giderebilir fakat eşeklik baki kalır. Eşeklikten terfi etmenin yolu ise bunu kişinin kendisinin istemesidir. Yani okumaktır, sorgulamaktır, düşünmektir, her yönlü araştırmaktır. Bir kere okuyan, araştıran, sorgulayan, düşünen insan ile okumayan, araştırmayan, düşünemeyen, ezbere yaşayan insan arasında algı farklılıkları vardır.

Öss sorularının hepsini bildiğin zaman süper zeka olmuyorsun. İki saatlik bir zaman dilimine koskoca bir ömür sığdırılıp ona göre insanın zekasını ölçmeye kalkıyorlar. Koskoca bir saçmalık!

Her insanın yeteneği farklıdır. Her insanın kendine has bir potansiyeli vardır bu hayatta.
Yazımı Jiddu Krishnamurti sözleri ile bitirmek istiyorum; buradan okuyunuz.

Defne Dilek

Yalnızlık

www.tips-fb.com
İnsan herşeye rağmen her hangi bir şekilde paylaşım yapacağı içini dökeceği bir arkadaş bir dost arıyor. Fakat bu zaman da bir dost bulmak çok zorlaştı. İşte şu söz herşeyi anlatıyor;

"Yalnızlar arasında yalnız olan bizler... Çünkü bilimin etkisiyle ancak orada olabiliriz. Neredeyiz, insan için bir arkadaşı nerede bulacağız? Eskiden herkes için bir kral, bir baba, bir yargıç arıyorduk. Çünkü gerçek krallardan, babalardan, yargıçlardan yoksunduk. Daha ileride bir dost arayacağız. İnsanlar bağımsız, göz kamaştıran sistemler haline gelecekler, ama yalnız olacaklar. Bu durumda mitolojik içgüdü bir dost arayacaktır." (Friedrich Nietzsche)

Yalnızlığa alışmamız mı gerekiyor? Yalnızlık kötü mü?

Şunu kendimde tespit ettim... Toplumsallaştıkça kendimden uzaklaşıyorum, kendimden uzaklaştıkça düşünce aktivitelerimi gerçekleştiremiyorum. Bizler kültürel varlıklarız. Toplumsallaşmadan yaşayamayız. Fakat bazen veya sık sık yalnız başımıza kalıp bunun tadını çıkarmalı ve meyvelerini yemeliyiz diye düşünüyorum. Meyvelerini yemek derken?

Aslında yalnızlık o kadar da kötü değildir. Genellikle benim ilham kaynağı zamanlarımdır. Yalnız olduğum zamanlar da (hele bir de gece ise) o ıssızlıkta derin düşüncelere dalıyorum. Sürüden ayrılıyorum. Tantana'dan uzaklaşıyorum. Bazen yatağımda uzanıp dünyayı, evreni düşünüyorum. Anlamaya çalışıyorum. Gerçeklere dair fikirler üretiyorum. Bazen besteler yapıyorum, bazen de laptop başında belirli konular üzerine yazılar yazıyorum. Dedim ya yalnızlık ilham kaynağı zamanlarımdır diye...

Ne demiş Friedrich Nietzsche; "Yaratıcılık ve keşif, acı da ve yalnızlıkta saklıdır."
Bu sözün ben de çok önemli bir yeri vardır.

Aslında zaten herkes yalnız. Binlerce insanın içinde olsanda yalnızsın. Ailen olsa da yalnızsın. Sevgilin, eşin olsa da yalnızsın. Arkadaşların dostların olsa da yalnızsın. Fakat sadece herhangi bir acıyla tek başına kalıp düşündüğünde gerçekte zaten yalnız olduğunun farkına varırsın. İşte o zaman derinden hissedersin. Zaten hep yalnızdın, yalnızlaşmadın! Sadece farkındalığa ulaştın ve farkındalığının bedelini yalnızlıkla ödüyorsun.. Şimdi ayağa kalkıp yalnız başınalığının farkındalığıyla görüntüden ibaret dünyada var olacak mısın yoksa hiçliğe gömülüp kaybolacak mısın?

Defne Dilek 

HayataDokun.net

İlişkiler de kıskançlık

www.tips-fb.com
Öyle ya da böyle kıskançlık her ilişki de vardır. Kıskançlık özgüven eksikliği değildir. Kıskançlık; alışmak, bağlanmak, sevmek ve aşk kavramlarının kaybetme korkusu ile bileşenidir. Her ne kadar belli etmemeye çalışsalarda herkeste mutlaka vardır!

Kıskançlığın dozu ilişkiden ilişkiye fark göstermektedir. Birazda kıskananda değil kıskanılanın davranışlarından yola çıkmak gerekmektedir. Bu karşılıklı bir davranışsal sorundur.

Defne Dilek

Ruh Eşi

www.tips-fb.com
Herkes ruh eşi diye aranıp duruyor. Halbu ki zaten birlikte olduğu kişiler ruh eşi oluyor. Çünkü evrendeki çekim yasasına göre ruh (bilinçaltı) benzerini çekiyor. Bir şekilde ruhunda yatan bazı şeyler dolayısıyla o kişiyi çekmiş oluyorsun. Bu durumda ruh eşini değil aklınızın hayallerinizin istediği kişiyi arıyorsunuz aslında... Ve onu hayatınıza sokmak içinde ilk önce ruhunuzu o yönde yenilemeniz gerekmektedir.


Defne Dilek

Türkiye Kadınları

www.tips-fb.com
Türkiye kızları hem ailesel hem çevresel hem de toplumsal baskı ve aşılama altındalar. Ki Türkiye'nin büyükşehirlerinde bile bu denli baskılarla aşılamalarla büyüyen/büyütülen kızlar çoğunlukta... Türkiye kızlarının büyük bir çoğunluğu seks'i ayıp günah bilerek büyüyor. İstediği gibi özgürce giyinemiyorlar. Giyinenleri ise bu toplum tecavüzü bile makul görecek kadar aşağılıyorlar!!! Normal erkek arkadaşları bile olmuyor! Olanların ise genel de arkasından konuşuluyor ki eğer küçük yerleşim yerindeyse adı o.'ya çıkıyor!


Belirli bir yaşa geldiklerinde istediği gibi olmak isteseler de bilinçaltlarında yatan o ailesel, çevresel, toplumsal aşılamalar kolay kolay silinmiyor. Hoşlandığı ve istediği biriyle beraber olmak isteseler dahi utanarak sıkılarak oluyorlar çünkü kullanılmaktan korkuyorlar!!!

Çünkü bu toplum o kızların beynine yıllarca şunu aşıladılar "bakiresi gitmiş evlenmemiş kız mal'dır ve ikinci el'dir! Utanan çekinen evlenmeden bakireliğini koruyan kız namusludur! Dul olan kadının adı çıkar! Erkeğin elinin kiridir, kadın ise o. olur!" Bu ülke de kadına kadın bile denilmez. Kadın kelimesi bu bilinçsiz ve abazan kalmış topluma cinsel çağrışım yapmaktadır!!! Evlenmemiş bir genç kadına illa ki "kız" diye hitap edilir. Genç kadınlar bile kendilerine kadın denilmesinden hoşnut olmazlar çünkü yıllarca beyinlerine öyle işlenmiştir. Hâlbuki regli dönemine girmiş her genç kız, kadınlığa adım atmış demektir. Kadın demek cinsel çağrışım demek değildir. Kadın kadındır. Bu ülke'de erkekler cinsel deneyimlerini her türlü gidermekte özgürdür ve istediği gibi giyinebilmekte özgürdür, hatta cinsel deneyimleriyle övünmekteler ve yattıkları genç kadınları deşifre etmekten övünç duyarlar, o genç kadınları kısaca aşağılıkça kullanırlar! Ancak evlenecekleri vakit de bakire bir genç kız isterler. Fakat eğer yabancı uyruklu bir kadına âşık oldukları vakit, onun nasıl giyindiğini veya bakire olup olmadığını umursamazlar. Yine kız kardeşlerine cinsel ve kişisel özgürlüklerini sunmazlar! İşte böylesine her yönden ikiyüzlü bir ülke de yaşıyoruz.

Aslına bakarsanız, Türkiye'de her çeşit insan mevcuttur. Yalnızca ülke'de toplumsal ve siyasal ve ekonomik olarak birçok yönden sorunlar vardır. Ve şu zaman dilimlerinde ise bu sorunlar pek yakın zaman da çözülecek gibi durmuyor! Ama hiç olmazsa evlenmeden ve özellikle "çocuk yapmadan önce" maddi/manevi ve kişisel/bilinçsel yönden kendinizi tamamlamak zorundasınız, işte o zaman gelecek nesil insanları çok daha iyi seviyelere ulaşmış olacaklardır.


Defne Dilek

HayataDokun.Net

Kadın Erkek Eşitliğine Evet!

www.tips-fb.com
Kadın / Erkek biyolojik farklılıkları olan birer insan... Genel fiziksel yapı itibari ile erkek kadın'dan daha güçlü bir görünümdedir. Fakat bu, toplum da erkeklerin daha üstün bir varlık olduğu veya her iki cinsin de toplumda eşit haklara sahip olamayacakları anlamına gelmiyor!
Bay / Bay-an ! Kadının adı yokmuşçasına, erkekten sonra gelen misali... Kadını erkeğin kolunun altına veya erkeğin arkasına almışlar. Zaten gerçek hayatta da bu denli bir uygulama yok mu? Ataerkil toplum baskısı ve aşılamaları ile yetişiyoruz! Bu tür cinsiyetçi kelimeler boşuna kullanılmıyor. Birileri kadınların özgürleşmesini ve erkeklerle eşit haklara sahip olmasını istemiyor. Öncelikle hanımlar bu uygulamalara kendilerini toplum da alıştırmalılar. Cinsiyetçi baskılara ve aşılamalara karşı boyun eğmemeliler. Boş vermemeliler! Kadınlar da birer insan! Tıpkı kendileri gibi bir insan olan erkeklerin kolunun altında veya arkasında veya ikinci planda durmaya mecbur değiller.


Çevrenize kız/kadın gibi kelimelerin cinsellikle bağdaştırılmaması gerektiğini uygun bir dil ile anlatabilirsiniz. Her şey ilk önce sizin elinizde! Tepki göstermedikçe, boyun eğdikçe, önemsemedikçe; bu denli yüzeysel olarak önemsiz gibi görünen fakat derinsel olarak düşünüldüğünde kadını aşağılayıcı ve ayrımcı birçok uygulamaların temelidir aslında bazılarının bilerek topluma sürdükleri cinsellikle bağdaştırılan bu kelimeler!

Bayan değil KADIN
Bay değil ERKEK
Kız / Oğlan diye ÇOCUKLARA denilir.
Kadına HANIMEFENDİ,
Erkeğe BEYEFENDİ diye hitap edilir.
Ağabey değil ABİ (olmalı)
İnsanoğlu değil İNSAN IRKI
Bilim Adamı değil BİLİM İNSANI

Bu denli temelde ayrımcı ve kadını aşağılayıcı hatta hiçleştirici sözleri kullandıkça (sözde) eşit haklardan hiç kimse söz edemez!


Defne Dilek

HayataDokun.Net